Bizimle iletişime geç

90’lara Gittim Gelicem

Ordan Burdan

90’lara Gittim Gelicem

Yürüdüğümüz kaldırımdaki reklam panosunda bile bir şeyler izlediğimiz bugünlerden, izlemek eyleminin daha kıymetli ve belki de bu sebepten daha planlı olduğu günlere 90’lara gittiğinizi varsayalım.

Bugünkü aklınızla TV başında hangi programların başına otururdunuz?

Bu sorunun bendeki cevabı çocukluğumun geçtiği, renkli televizyonlar ve akabinde özel kanalların yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladığı 90’lara ait yayınlar. Çok uzun düşünmeden aklına gelen 3 programı say diyorum kendime ve cevaplıyorum: Susam Sokağı, Süper Baba ve Barış Manço ile 7’den 77’ye.

Susam Sokağı

Susam Sokağı’nın en büyük hediyesi sanırım o günün çocuklarını kuklalar ile tanıştırmış olmasıydı. Hem de ne kuklalar!

Hunharca yiyip ortalığı batırırken güldüren Kurabiye Canavarı, küfesinde nasıl bir dünyanın olduğunu hep merak (ve de hayal) ettiren Kırpık, apayrı karakterlerine karşın birlikte yaşayıp giden ayrılmaz ikili Edi ile Büdü ve diğerleri. Susam Sokağı, genellikle iyi ve kötünün mücadelesini konu alan birçok çizgi filme alternatif olarak hayatımıza girdi.

En sevilen sayının 6 olması üzerine yapılan absürt bir şarkının ya da mahalledeki bir amcanın yine mahallenin başka bir üyesi olan Minik Kuş adlı bir kukla ile girdiği diyaloğun çocuklar nazarında beğeni kazanabileceğini bu sayede gördük.

Bugün tekrar baktığımda, bu başarının kazanılmasında en çok yeni tanışılan kuklalar dünyasının etkili olduğunu düşünüyorum. Çocukluk dönemimde her anlamda büyük yeri olan Susam Sokağı’nın sadece 2 sezon çekilmiş olduğunu öğrenmek ise oldukça şaşırtıcı geliyor.

Kıymetli dedik ya, tekrar tekrar izlemişim demek ki.

Süper Baba

Gelelim Süper Baba’ya. Bir dakikasını bile kaçırmak istemediğim, öyle ki başladığı saatlerde genellikle akşam yemeği sofrasını toplamakta olan annemin ilk dakikalarını kaçırmayı nasıl umursamadığını hiç anlayamadığım bir diziydi benim için.

Niye bu kadar önemliydi? Çok da net bir cevabım yok aslında. Yaşça bana en yakın olan Alim’in okul, arkadaşlık, aşk maceraları ya da ergenlik sinyalleri olarak Zeynep’in özgürlük mücadelesine ilgi duymuş olmam çok normal geliyor da örneğin Çengelköy esnafının dertlerini merak ve heyecanla izlememin arkasında başka şeyler olmalı diye düşünüyorum.

Belki izlediklerimin gündelik hayatımdaki yansımaları ve kendi yaşamımdan izler bulmam; belki temelde bir baba hikayesi olduğundan kendi baba evlat ilişkimizi masaya yatırmam; belki de sadece cuma akşamları maaile TV başına oturup ortak bir şeyi paylaşabiliyor olmaktan duyduğum mutluluktu sebebi.

Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimde ilk görmek istediğim yerlerden birinin Çengelköy’deki Çınaraltı Kahve’si olması da bu nostaljinin vuku bulmasından başka bir şey olmasa gerek.

Barış Manço ile 7’den 77’ye

Bugünün e-posta adresleri kadar kolay bir posta adresi desem ne gelir aklınıza? Barış Manço Moda 81300 İstanbul?

Her 7’den 77’ye programının sonunda duyduğumuz bu posta adresi çoğumuz için bugün bile oldukça tanıdık olmalı. Programın, o günleri en azından çocuk olarak yaşamış olan herkesin anılarında en çok yer edinmiş olan kısmı Adam Olacak Çocuk bölümü olmalı.

Fotoğraf Kaynak: kadikoyguide.com

Pek çok kişinin her çocuğun 10 puanı hak ettiğini ki bir çocuk olarak kendimi de dahil etmişimdir, çocuk ile nasıl sohbet edilebileceğini ve çocuk deyip geçmemenin önemini gördüğü adıyla müsemma bir güzel yapım. Öte yandan bugüne kıyasladığımızda bilgiye erişimin, teknik imkanların kısıtlı, seyahatin çok daha pahalı olduğu şartlarda Japonya’dan Afrika’ya uzanan geziler…

Bu sayede kim bilir kaçımız merak ettik, gittik gördük, araştırdık ya da hiç olmazsa öğrenip ufkumuzu açtık. En önemlisi de bunlar olurken EĞLENDİK. Sevgili Barış Manço aramızdan çok erken ayrılanlardan, bu yüzden ayrı bir hüznü vardır bende. Yaşıyor olsaydı kim bilir daha ne kapılar açardı Alice’in girdiği tavşan deliği misali zihinlerimizde.

Bu kadar mı? Elbette değil! Günümüzde her şey çok hızlı tüketiliyor, pek çok şey anlık. Halbuki biraz eskiye gidince kişisel deneyimlerin işin içine biraz daha fazla girdiğini görüyoruz.

Bu yüzden aklıma şu soru geliyor: Sahi sizin unutulmazlarınızda hangi anılar gizli?

 

Devamını Oku

Orijinali Esra Atahan olup 1984 yılında Balıkesir’de doğmuştur. Üniversiteyi kazandığı 2002 yılına kadar yaşamını bu şehirde sürdürmüştür. Üniversitede ekonomi bölümün kazanmış, çok da severek okumuştur. Birçok sosyal bilimcinin başına geldiği üzere kendini bankacılık sektöründe bulmuş, zaman içinde bunun nedenleri üzerine kafa da yormuş ancak işin içinden çıkamamıştır.

Rus klasiklerini okumayı bir türlü beceremeyen zatımız, 30. Doğum gününde kendin hediye olarak Karamazov Kardeşler’i alıp 30. yaşı bitmeden kitabı bitireceğine kendi kendine söz vermiştir. Kitabı bitirdiğinde neden daha evvel okumadığına pişman olmuştur. Diğer pişmanlıkları arasında üniversitedeyken Erasmus’a gitmemek, bir enstrüman çalmayı öğrenmemiş olmak ve 2014 yılındaki Leonard Cohen konserine gitmemiş olmak gibi şeyler vardır. Eğer bir gün Alâeddin’in sihirli lambasını bulursa dileyeceği ilk şey patates kızartmasının her derde deva bir besin haline dönüşmesi olacaktır. Diğer iki dilek hakkında ise henüz karar vermemiştir.

Gezmeyi, okumayı sever. Sahne sanatlarına ilgi duyar, diğer sanat dallarını da anlamaya heveslidir. Çaysız olmaz. Aile ve dostlar candır.
Gittiği iş görüşmelerinde İK’nın meşhur “Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?” sorusuna “Bizim sokaktaki çay ocağının başında.” cevabını vermek ister.

Çok hayal kurar, azını paylaşır. Bu yüzden insanların kendini mantıklı bulmasına hem hak verir hem de şaşırır.

Her insan kadar fazlası her insan kadar da eksiği vardır.

yorum için tıkla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alakalı Kategori: Ordan Burdan

Yukarı