Bizimle iletişime geç

Dramaların Draması Çernobil: Gerçek Hikaye mi? Anti propaganda mı?

Neler Oluyor

Dramaların Draması Çernobil: Gerçek Hikaye mi? Anti propaganda mı?

Çocukluğuma dair en etkileyici iki televizyon haberinden birisi Challenger kazası ise diğeri de Çernobil  faciası idi.

İkincisi için HBO nefis bir mini dizi yaptı ve geçtiğimiz günlerde beşinci ve son bölümü yayınlanarak  dizi sonlandı. Sonlandı sonlanmasına ancak her türlü aktiviteden tartışma çıkartmayı görev edinmiş Twitter ahalisi çok geçmeden bu diziyi de tartışmaların merkezine çekti.

Bu bir Sovyetler Birliği kara propagandası mıydı yoksa devlet olgusuna yapılan genel bir eleştiri mi veya gerçek bir hikayeden esinlenmiş sıradan kurgu dizi mi?

En nihayetinde istisnai yapımlar hariç Batı’nın çektiği bir Sovyet dönem dizisinde alt metinlerdeki sistem eleştirilerin artık neredeyse bir klişe olduğu da su götürmez bir gerçek. Zaten fragmanında ya da başka bir yerlerde ”Based on the untold true story” ibaresi de mevcut. Ben dizinin bu ön kabul ile izlenilmesinin daha doğru olduğu  kanaatindeyim.Açıkcası bütün bu tartışmalar alevlene kadar dizide Sovyetler aleyhinde beklenenin üzerinde çok güçlü bir kara propanganda unsuru olduğunu düşünmemiştim.

Bununla beraber ne kadar doğru bilmiyorum ama Ruslar’ın da Çernobil ile ilgili komplo teorilerinden birisini temel alan başka bir dizi çekmeyi düşündüğünü okudum geçenlerde. Artık bu, önceden planlanmış bir şey miydi yoksa HBO yapımına kontra niteliğinde ortaya çıkan bir fikir mi bilemiyorum.

Bir kaç ay evvel ilk kez fragmanını izlediğimde karşımıza ortalama üzeri bir şeyler çıkacağını anlamıştım fakat dizi beklentimin de çok ötesinde fazlasıyla güçlü ve sarsıcı bir yapım.

Sanıyorum genel seyirci kanısı da bu yönde olacak ki Imdb puanı da 9,7/10 seviyesinde. Kıyaslama yapmak için belirtiyorum ki Shawshank Redemption’un Imdb puanı 9,3/10.

Dizinin başarısının böylesine büyük bir insanlık dramının zaman zaman insanı öfkelendirip çileden çıkaracak derecede gerçekçi ve seyirciyi bayıltmayacak düzeyde ziyadesiyle duygusal olarak aktarılmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Daha ilk dakikalarında seyirciyi avucunun içerisine alıyor ve bir daha da bırakmıyor.

Birinci bölümde reaktörün patlaması ile beraber ortaya çıkan tablonun yansıtılmasını güçlü bir sanat yönetimi ile çok güzel kotarıyor dizi. Burası doğal olarak hikayenin de giriş kısmı. Legasov’un iki yıl sonraki intiharı ise bu bölümün ve dolayısıyla dizinin açılış sahnesine konulmuş ve anlatının bütününe bakıldığında o sahnenin orada olması hiç de sırıtmıyor. Bu noktada dizideki olayların zaman akışının başarılı yerleştirildiğine dair ilk ve en önemli örnek belki de o sahne.

Esas duygusal patlamalar ikinci bölüm ile beraber başlıyor. Tek tek sahne saymak zor ve çok gerekli de değil ama bazısı gerçek bazısı kurgu sahneler özellikle ikinci ve üçüncü bölümde izleyicileri zamanda ve mekanda yolculuğa çıkarıyor.  Böylece ikinci, üçüncü ve dördüncü bölüm neredeyse soluksuz geçiyor.

Buralarda gerilim, hüzün, öfke, çaresizlik ve daha nice duygu, yani kısaca ne arasanız var.

Reaktörün çekirdeğine ellerinde el fenerleriyle girenlerin akıbetini beklerken yaşanan heyecan ve gerilim muazzam yansıtılmış. Aynı durum çatının temizlenme sahnesinde de mevcut. Hastane sahnesindeki makyaj ve diyaloglar ile devamındaki cenaze sahnesi insanın yakasından tutup şöyle bir silkeliyor. Hastane bodrumundaki itfaiyeci kıyafetleri gibi küçük ama çarpıcı detaylar da es geçilmemiş.

Pripyat’ın boşaltma sahnelerinde ise tüyler diken diken oluyor. Yerlerinden yurtlarından ayrılmak istemeyen yaşlıların evlerini bırakmamaktaki ısrarı ya da evcil hayvanları yok etmek zorunda kalanların yaşadıkları içsel muhasebe gibi saymakla bitmeyecek kadar çok sayıda duygu dozu yerinde sekansa dizi boyunca yer verilmiş.

Bununla beraber araya kurgu ile eklenen karakterler ya da farklı zamanda gösterilen sahneler de yok değil. Örneğin gerçek helikopter kazası Ekim 1986’da yaşanmışken dizide bu olay patlamanın hemen ertesi gününe kurgulanmış. Ayrıca dizide oldukça önemli yer kaplayan bilim insanı Ulana Komyuk karakteri de o dönem çalışan onlarca hatta belki de yüzlerce bilim insanına atıfta bulunulmak için yaratılmış. Beşinci ve son bölüm ise bir nevi insanoğlunun kendisi ile yüzleşmesi gibi. Yine bir flashback ile başlayıp akabinde uzunca sayılabilecek bir mahkeme sahnesi ile adeta günah çıkarıyor ve karakterlerin ileriki yıllarda gerçek hayatlarında başlarına gelenleri kısaca anlatıp izleyicinin o konudaki merakını gidererek sonlanıyor.

Özetle; yerinde flashbackler ile geçmişe dönüp çok güzel işlenmiş olan zaman çizgisine, gerçeğine uygun ve özenli kostüm, mekan ve diğer detaylar da eklenince ortaya ikonik bir drama çıkmış. İnsanoğlunun nükleer karşısında ne kadar çaresiz olduğunu hepimizin yüzüne tokat gibi vuran bir drama.Ve belki de bir tur daha izlenilmeyi gerektiren bir yapım.Umalım ki Dünya’daki nükleer enerji savunucuları Çernobil’den, Fukushima’dan ve diğerlerinden gerekli dersleri çıkarmış olsun.

Yazar Notu:Eğer dönem dizileri ilgi alanınıza giriyorsa 80’li yıllarda ABD’de yaşayan karı-koca iki Sovyet ajanın başından geçenlerin anlatıldığı ve 6 sezon süren FX dizisi The Americans’ı da izleme listenize almanızı öneriririm.

Devamını Oku
yorum için tıkla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alakalı Kategori: Neler Oluyor

Yukarı